ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas
Sayısı : 2005/114
Karar
Sayısı : 2009/105
Karar
Günü : 2.7.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1- İzmir 3. Aile
Mahkemesi
(Esas
Sayısı: 2005/114)
2- Eskişehir 2. Aile
Mahkemesi
(Esas Sayısı: 2005/54)
3- Bakırköy 6. Aile
Mahkemesi
(Esas Sayısı: 2006/69)
İTİRAZLARIN KONUSU
1-
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 293. maddesinin üçüncü
fıkrası ile 321. maddesinin,
2-
03.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun’un 13. maddesinin,
Anayasa’nın 10., 11., 36. ve
90. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Evlilik dışında doğumlar nedeniyle babalığın hükmen
tespiti ve babanın soyadının çocuğa verilebilmesi için baba hanesine babanın
soyadıyla kayıt yapılması istemleriyle açılan davalarda, itiraz konusu
kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için
başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçelerinde
özetle, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık
hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun
babasının soyadını alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
bu imkânı ortadan kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye
gidişin yaşandığı; itiraz konusu kuralla, evlilik dışı çocukların kendi
aralarında da eşitsizlik yaratıldığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu
dönemde evlilik dışında doğan çocukların soybağının
belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun
yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki
Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde,
aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002
yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını
alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı; evlilik içi
çocuklarla evlilik dışı çocukların soyadı bağlamında farklı hukuki statüye tabi
tutulmalarının Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı; Türk Medeni
Kanunu’nun 314. maddesinde, evlatlığın küçük olması halinde evlat edinenin
soyadını alacağı öngörüldüğünden, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen çocuğun da evleviyetle babasının
soyadını alabilmesi gerektiği; itiraz konusu kuralların, çocuğun hakları ile
ilgili düzenlemeler içeren ve Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli uluslararası
sözleşmelerle de bağdaşmadığı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralların
Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 90. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralları
1-
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun, iptali istenilen fıkrayı
da içeren 293. maddesi şöyledir:
“Eşler, evlilik dışında doğmuş
olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim
yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek
zorundadırlar.
Bildirimin yapılmamış olması,
çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını
engellemez.
Daha önce tanıma veya babalığa
hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası
birbiriyle evlenince, nüfus memuru re'sen gerekli
işlemi yapar.”
2-
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun, iptali istenilen 321.
maddesi şöyledir:
“Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse
ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı
taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.”
3-
03.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun’un, iptali istenilen 13. maddesi şöyledir:
“Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce
açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce
olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanun
hükümlerine göre kurulmuş olur.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuru kararlarında Anayasa’nın 10.,
11., 36. ve 90. maddelerine dayanılmış; itiraz başvuruları Anayasanın 41.
maddesiyle ilgili görülmüştür.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ
ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla E.2005/114 sayılı dosya ile ilgili olarak 29.9.2005 gününde,
E.2006/69 sayılı dosya ile ilgili olarak da 4.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme
toplantılarında öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun
ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler.
Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış
ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların
da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran İzmir 3. Aile Mahkemesi ile
Bakırköy 6. Aile Mahkemesince Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin iptali
istenilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi iki tümceden oluşmaktadır.
Maddenin birinci tümcesinde “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli
değilse ananın soyadını taşır.” denilmiş, ikinci tümcede ise “Ancak, ana
önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını
taşır.” hükmüne yer verilmiştir. Bakılmakta olan davalarda ananın önceki
evliliğinden dolayı çifte soyadı taşıması söz konusu olmadığından itiraz konusu
ikinci tümcenin davada uygulanacak kural niteliğinde olmadığı açıktır.
İtiraz yoluna başvuran Bakırköy 6. Aile Mahkemesince
Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin yanında bu Yasanın 293. maddesinin
üçüncü fıkrasının da iptali istenilmiştir.
Türk Medenî Kanunu’nun 293. maddesine göre; “Eşler, evlilik dışında doğmuş
olan ortak çocuklarını, evlenme sırasında veya evlenmeden sonra, yerleşim
yerlerindeki veya evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memuruna bildirmek
zorundadırlar. / Bildirimin yapılmamış olması, çocuğun evlilik içinde doğan çocuklara
ilişkin hükümlere tâbi olmasını engellemez. Daha önce tanıma veya babalığa
hükümle soybağı kurulmuş çocukların ana ve babası
birbiriyle evlenince, nüfus memuru re’sen gerekli
işlemi yapar.”
Somut olayda, davacı çocuk,
annenin davalıyla evlilik dışı ilişkisinden doğmuştur. Anne, itiraz
başvurusunun yapıldığı tarih itibariyle “bekâr”dır, davalı ise bir başka
kadınla “evli”dir. Bu itibarla, davacının annesi ile
davalının evlenmeleri hukuken mümkün değildir. İptali istenilen fıkrayı da
içeren Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesi, evlilik dışı doğan çocukların anne
ve babasının sonradan evlenmeleri halinde uygulanacak kuralları içermektedir.
Davacı çocuğun annesi ile davalının evlenmeleri başvuru tarihi itibariyle
hukuken mümkün olmadığından Türk Medeni Kanunu’nun 293. maddesinin iptali
istenilen üçüncü fıkrası, bakılmakta olan davada uygulanacak kural niteliğine
sahip değildir.
İtiraz yoluna başvuran İzmir 3. Aile Mahkemesi, Türk
Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin yanında 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun
Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin de iptalini talep
etmiştir. 4722 sayılı Yasanın 13. maddesi iki fıkradan oluşmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe
girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre
karara bağlanır.” denilmiş, maddenin ikinci fıkrasında ise “Türk Medeni
Kanununun yürürlüğe girmesinden önce olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu
babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük
tarihinden başlayarak bu Kanun hükümlerine göre kurulmuş sayılır.” hükmüne
yer verilmiştir. Bakılmakta olan davanın, mali sonuçlu babalık davasıyla
bir ilgisi bulunmadığından itiraz konusu ikinci fıkranın davada uygulanacak
kural niteliğinde olmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemelerin bakmakta oldukları
davalarda uygulanma olanağı bulunmadığından, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
293. maddesinin üçüncü fıkrası ve 321. maddesinin ikinci tümcesine ilişkin
başvuru ile 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanunun 13. maddesinin ikinci fıkrasına yönelik başvuruların
Mahkemelerin yetkisizliği nedeniyle reddine; itiraz konusu diğer kurallar
hakkında ise, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar
verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME
KARARI
E.2005/54 ve E.2006/69 sayılı davaların aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle E.2005/114 sayılı dava ile birleştirilmelerine,
birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2005/114
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kurallar, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
1- 4721 Sayılı Yasanın 321.
Maddesinin Birinci Tümcesinin İncelenmesi
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçelerinde özetle,
743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun babasının soyadını
alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun bu imkânı ortadan
kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye gidişin
yaşandığı; itiraz konusu kuralla, evlilik dışı çocukların kendi aralarında da
eşitsizlik yaratıldığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde
evlilik dışında doğan çocukların soybağının
belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun
yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki
Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde,
aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002
yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını
alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı; evlilik içi
çocuklarla evlilik dışı çocukların soyadı bağlamında farklı hukuki statüye tabi
tutulmalarının Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı; Türk Medeni
Kanunu’nun 314. maddesinde, evlatlığın küçük olması halinde evlat edinenin
soyadını alacağı öngörüldüğünden, tanınan veya babalık hükmüyle soybağı belirlenen çocuğun da evleviyetle babasının soyadını
alabilmesi gerektiği; itiraz konusu kuralın, çocuğun hakları ile ilgili
düzenlemeler içeren ve Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli uluslararası
sözleşmelerle de bağdaşmadığı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın
10., 11., 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Türk Medeni
Kanunu’nun itiraz konusu tümceyi de içeren 321. maddesi “çocuğun soyadı” ile
ilgilidir. Buna göre, “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin; evli değilse
ananın soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte
soyadı taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır.”
Görüldüğü üzere, çocuğun, annenin mi
yoksa babanın mı soyadını taşıyacağı sorusuna cevap teşkil eden Türk Medeni
Kanunu’nun 321. maddesi düzenlenirken çocuğun evlilik içinde mi yoksa evlilik dışında
mı doğmuş olduğu ölçütü esas alınmış, evlilik içinde doğan çocuğun ailenin
(diğer bir ifadeyle babanın) soyadını taşıyacağı, buna karşılık evlilik dışında
doğan çocuğun ise ananın soyadını taşıyacağı hükmüne yer verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin gerekçesinde
ise “(…) Maddeye göre çocuk, ana ve baba birbirleriyle evli ise ailenin,
birbirleriyle evli değilse yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda
dünyaya gelmişse ananın soyadını taşır. Baba ile çocuk arasında tanıma ve babalık
hükmü ile soybağı kurulduğu hâlde dahi çocuk ananın
soyadını alacaktır. (…)” denilmektedir.
Evlilik dışında doğan ve tanıma ya
da babalık davası yoluyla doğal babasına soybağıyla
bağlanan çocuğun kimin soyadını alması gerektiği konusunda 17.2.1926 günlü, 743
sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 312. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun benimsediği çözüm tarzının aksine, şu hükmü içermekteydi: “Babaya
nispeti babalık hükmü ile veya tanımak suretiyle taayyün eden çocuk, babasının
aile ismini taşır ve onun vatandaşlık hakkını iktisap eder.” Eski Medeni Kanun’a göre evlilik dışında doğan çocuk,
doğduğu anda anasının soyadını almakta, babası tarafından tanınması veya
hükümle babalığın belirlenmesi halinde ise babasının soyadını taşımaktaydı. 743
sayılı Türk Kanunu Medenisinin 312. maddesini karşılayan bir hüküm 4721 sayılı
Yasada yer almadığından, Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesi uyarınca, babalık
hükmü ya da tanıma halinde dahi çocuk ananın soyadını taşımaya devam edecektir.
4721 sayılı Yasada yer alan kurallar incelendiğinde
evlilik dışında doğan çocuğun, halen iki durumda babasının soyadını alabileceği
anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi çocuğun ana babasının sonradan
evlenmesidir (MK.m.292). İkincisi ise Medeni Kanun’un 27. maddesine göre haklı
sebeplerin bulunması durumunda çocuğun soyadının hâkim kararı ile
değiştirilmesi ve bu yolla çocuğa babanın soyadının verilmesidir. Bu iki durum
dışında, evlilik dışında doğan çocuklar, doğal babaları tarafından tanınmış
olsalar veya doğal babalarıyla aralarında babalık hükmü sonucunda soybağı kurulmuş olsa bile babalarının soyadını
alamayacaklar ve annelerinden aldıkları soyadını taşımaya devam edeceklerdir.
25.04.2006 günlü, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri
Kanunu’nun 28. maddesinin (4) numaralı fıkrasında “Tanınan çocuklar
babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile analarının kimlik ve kayıtlı olduğu
yer bilgileri belirtilmek suretiyle tescil edilir” hükmü yer almıştır. Bu maddeye ilişkin gerekçede ise “4721
sayılı Türk Medeni Kanununun 321 inci maddesine göre tanınan çocuk ana hanesine
ananın soyadı ile tescil edilmektedir. Bu madde ile,
mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi uygulamasında olduğu gibi, tanınan
çocuğun baba hanesine babanın soyadı ile tescil edilmesi öngörülmektedir.”
denilmiştir.
24.12.1934 tarihli “Soyadı Nizamnamesi”nin 29 Nisan
2009 günlü, 27214 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Soyadı Nizamnamesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük”le değiştirilen 15. maddesinde ise, “Evlilik
devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan
çocuklar babalarının soyadını taşırlar. Evlilik dışında doğan çocuklar,
analarının soyadını alırlar. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çift
soyadı taşıyorsa, çocuk onun bekârlık soyadını taşır. Evlilik dışında doğmuş
çocuklar, ana ve babanın birbirleri ile evlenmesi veya babalarının tanıması ya
da hakimin babalığa karar vermesi ile babanın soyadını
alır.” denilmiştir.
Bununla birlikte, ilgili mevzuatta yapılan
değişiklikler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlükte olan itiraz konusu
321. maddesinin anayasaya aykırılığına ilişkin savların incelenmesine engel
oluşturmaz. Bu nedenle itiraz konusu kuralların anayasaya aykırılığına ilişkin
iddiaların incelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde,
herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep
ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve
idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu ilke, birbirinin aynı
durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve
toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı
düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak
ve eylemli eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar
arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
Anayasanın 41. maddesinde de,
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
/ Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların
korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için
gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” hükmüne yer verilmiştir.
Maddenin gerekçesinde ise, “ … evlilik içi ve dışı
çocuklar arasında ayırım gözetilmemesi esası benimsenmiştir. Bu sonuç, esasen
“eşitlik ilkesi”nden de çıkarılabilir” açıklamasına
yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin benzeri
konularda daha önce verilmiş olan kararlarında vurgulandığı üzere, çocuk
evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek, babasının nüfusuna
yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisine
karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi kişiliğine bağlı temel
haklara sahiptir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde bütün çocukların evlilik
içi veya evlilik dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın aynı sosyal korumadan
yararlanması gerektiği açıklanmıştır. Keza, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nde yasama, yürütme ve yargı organlarınca gerçekleştirilecek bütün
faaliyetlerde “çocuğun yararı”nın esas alınması
gerektiğine vurgu yapılmıştır. Anayasanın 41. maddesinin gerekçesinde de,
ailenin yanı sıra evlilik dışında doğan çocukların da korunması devlete bir
ödev olarak yüklenmiştir.
Bu nedenle, tanıma işleminin
varlığı veya babalık hükmü verilmiş olması durumunda evlilik içi veya evlilik
dışı doğmuş olmanın çocukların hukuksal statüsünde bir farklılığa yol açması
kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle, tanıma
işleminin varlığına veya babalık hükmü verilmiş olmasına rağmen çocuğun
babasının soyadını alabilmesini engelleyen itiraz konusu “… evli değilse
ananın…” ibaresi, Anayasanın 10., 11. ve 41.
maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN ve Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
İptal edilen ibarenin
Anayasanın 36. ve 90. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Ana ve baba evli ise çocuğun
ailenin soyadını alması evlilik birliğinin ve aile olmanın doğal bir sonucu
olduğundan “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin …” ibaresinin Anayasaya
aykırı bir yönü görülmemiştir.
2- 4722 Sayılı Yasanın 13. Maddesinin Birinci
Fıkrasının İncelenmesi
İzmir 3. Aile Mahkemesince yapılan
başvuruda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde, tanınan veya babalık
hükmüyle soybağı belirlenen evlilik dışı çocuğun
babasının soyadını alabildiği, buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
bu imkânı ortadan kaldırdığı, sonuç itibariyle çocukların haklarında bir geriye
gidişin yaşandığı; itiraz konusu kuralın, evlilik dışı çocukların kendi
aralarında da eşitsizlik yarattığı, zira 743 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu
dönemde evlilik dışında doğan çocukların soybağının
belirlenmesi amacıyla açılan bir kısım davaların Türk Medeni Kanununun
yürürlüğe girdiği 2002 yılından önce sonuçlandırıldığı ve bu çocukların önceki
Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde babalarının soyadını alabildikleri halde,
aynı konumda bulanan kimi çocukların ise açılan babalık davalarının 2002
yılından önce sonuçlandırılamamış olması nedeniyle babalarının soyadını
alamadığı, bu durumun çocuklar arasında eşitsizlik yarattığı belirtilerek
kuralın Anayasanın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4722 sayılı Yasanın itiraz konusu 13. maddesi
şöyledir:
“Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden
önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre karara bağlanır.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce
olumlu karara bağlanmış olan malî sonuçlu babalık davalarında çocuğun soybağı, yürürlük tarihinden başlayarak bu Kanun
hükümlerine göre kurulmuş olur.”
4722 sayılı Yasanın “Geçmişe etkili olmama kuralı”
kenar başlığını taşıyan 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Türk Medeni
Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına, bu
olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun
hükümleri uygulanır” denilmiştir. Buna karşılık Yasanın itiraz konusu 13.
maddesinde bu genel kuraldan ayrılınmış ve “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe
girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu Kanun hükümlerine göre
karara bağlanır” denilerek babalık davaları bakımından istisnai bir
düzenlemeye yer verilmiştir.
Böylece, bakılmakta olan babalık davası 1999 yılında
açılmış olmasına rağmen, o gün yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Kanunu
Medenisi’ne göre değil, 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu hükümlerine göre yürütülecek ve karara bağlanacaktır.
Neden böyle istisnai bir düzenlemeye yer verildiği
hususu, maddenin gerekçesinde “… Babalık davasıyla ilgili hükümler
küçüklerin korunması amacını taşıdıklarından ve Türk Medeni Kanunu ile bu
konuda daha etkin koruma hükümleri öngörüldüğünden devam etmekte olan
davalarda, yeni Kanunun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. …” şeklinde açıklanmıştır.
4722 sayılı Yasanın 13. maddesinde, 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olup, Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan babalık davalarının yeni Medeni
Kanun hükümlerine göre karara bağlanacağı belirtilmiştir. 4722 sayılı Yasanın 13. maddesinin babalık davası
bağlamında göndermede bulunduğu kurallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 301
ila 304. maddeleri arasında “Babalık hükmü“ başlığı altında
düzenlenmiştir. Bu kapsamda 301. maddede kimlerin babalık davası açma hakkına
sahip bulunduğu, 302. maddede babalığa karine teşkil eden cinsel birleşme
olgusu, 303. maddede hak düşürücü süreler konusu ve 304. maddede de babalık
davası bağlamında ananın mali hakları konusu düzenlenmiştir. Bu nedenle itiraz
konusu 13. maddenin göndermede bulunduğu 4721 sayılı Yasanın babalık davası ile
ilgili kuralları, “Soybağının hükümleri”
başlığı altında düzenlenen soyadı ile ilgili düzenlemeyi içermemektedir.
Yasakoyucunun değerlendirmesine göre, yeni Medeni Kanunun babalık davasıyla ilgili kuralları
önceki Medeni Kanuna nazaran daha ileri düzenlemeler içerdiğinden, önceki yasa
zamanında açılmış olsa bile Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan
davaların, yeni Medeni Kanun hükümlerine göre karara bağlanması yönünde bir
düzenleme yapılmıştır. Yasakoyucunun bu doğrultuda
bir takdir yetkisi kullanmasının anayasaya aykırı olmadığı
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasanın 10. maddesine aykırı
değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde
kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci
fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal sonucunda meydana gelecek hukuksal
boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici nitelikte görmesi
halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan
“… evli değilse ananın …” ibaresinin iptal edilmesi
nedeniyle doğan hukuksal boşluk kamu yararını ihlâl edici nitelikte
görüldüğünden, iptal kararının, Resmî Gazetede yayınlanmasından başlayarak bir
yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VIII- SONUÇ
A- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 321.
maddesinin birinci tümcesinde yer alan;
1- “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- “… evli değilse ananın …” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal
edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal
hükmünün, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2.7.2009 gününde karar verildi.
|
Başkan Haşim KILIÇ |
Başkanvekili Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
Üye Sacit
ADALI |
|
Üye Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye Ahmet AKYALÇIN |
Üye Mehmet ERTEN |
|
Üye Mustafa YILDIRIM |
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye Şevket APALAK |
|
Üye Serruh
KALELİ |
Üye Zehra Ayla PERKTAŞ |
KARŞIOY YAZISI
Türk
Medeni Kanununun 321. maddesinin birinci tümcesinde yer alan “Çocuk, ana ve baba … evli değilse ananın soyadını
taşır” kuralının iptaline aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
Çoğunluk gerekçesinde, bu konuda çocuğun yararının esas alınması gerektiği
belirtilerek, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olmanın çocukların hukuksal
statüsünde bir farklılığa yol açmasının kabul edilemeyeceği sonucuna
varılmıştır. Bu düşünceden hareketle, babanın soyadını taşıma yönünden evlilik
içi veya dışında doğmuş çocuklar arasında eşitsizliği önlemek amacıyla iptal
kararına ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
Konu
hakkında doğru yargıya varabilmek için aynı babadan olduğu halde farklı soyadı
kullanmanın kişiler arasında eşitsizlik yaratıp yaratmadığı hususunu incelemek
gereklidir. Soyadı, ülkemize Batı’dan intikal etmiş bir kurumdur. Bu kurumun
gelişip ortaya çıktığı Batı sosyal ve hukuk sistemine göre soyadı, kişinin
geniş anlamda aile ile olan ilişkisini ifade eder. Soyadı kelimesi İngilizcede
“aile adı” karşılığı “Family name”,
Almancada yine aynı anlamda “Familienname”
ile eş anlamlıdır. Türkçe “soyadı” kelimesindeki “soy”un etnik,
ırksal bir anlam ifade etmeyip, yasadaki “üstsoy” veya “altsoy”
gibi, aile mensubiyetini ve aile içinde önce veya sonra gelen nesille olan
bağlantıyı ifade ettiğinde kuşku yoktur. Soyadı ayrıca, isim benzerliklerinden
doğan karışıklıkları önleme, kişinin toplumsal hayatta hukuk düzeni içinde
kimliğinin teşhisine yardımcı olma işlevi görür. Bu açıdan soyadı, kimsesiz
veya ailesi olmayanlar yönünden de gereklidir; ancak kişinin hangi soyadını
taşıyacağı önem taşımaz.
Tarihsel ve sosyolojik olarak “geniş aile” düzeninin geçerli olduğu dönemlerden
beri aileye sonradan evlenme suretiyle iltihak eden gelinler de eşlerinin
soyadını kullanagelmişlerdir. Ancak zamanla geniş
ailenin yerini sadece ana, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile düzenine
bırakması ve kadın haklarındaki gelişmeler sonucu önce Batı’da, daha sonra
ülkemizde, kadının evlenme halinde de eski soyadını kullanabilmesi esası
benimsenmiş ve bu husus Medeni Kanunumuzda da yer almıştır (TMK madde 187).
Aynı
şekilde, evlat edinmede de soyadı değişebilmektedir. TMK’nun
314. maddesinin üçüncü fıkrasına göre evlatlık küçük ise, evlat edinenin
soyadını alır.
Bu
açıklamaların ortaya koyduğu gibi, soyadı, kişi ile aile arasındaki irtibatı
gösterir, doğrudan doğruya biyolojik babayı göstermez. Yine buna göre,
geniş veya çekirdek anlamda bir ailenin bulunmadığı yerde çocuğun, biyolojik
babanın soyadını taşıması gerekmez. Çocuk, kendi arzu ediyorsa veya menfaati o
yönde ise, babasının soyadını taşıma hakkına sahip olmalıdır. Ancak evlilik
içinde veya dışında doğmuş olma halleri dış alemde
gözlenebilen, geriye döndürülemeyen, eski hale getirilemeyen maddi olgular
olduklarından, farklı durumdaki bu kişiler arasında eşitlik karşılaştırması
yapılamaz.
Türk
Medeni Kanununun 337. maddesine göre ana ve baba evli değilse velayet, anaya
aittir. Buna göre, evlilik dışında doğmuş olup annesiyle birlikte yaşayan çocuğun
kanuni temsilcisi anadır. Ananın bu hakkı, gerekli koşulların varlığı halinde
çocuğun adının değiştirilmesini dava etme hakkını da içerir. Buna rağmen
çocuğun, aile dışında olan babanın soyadını taşıması, işin doğasına uygun
değildir.
Evlilik dışında doğan ve velayeti anada bulunan çocuğun, ananın soyadını
taşıyamamasının en önemli sakıncası ise bu durumun çocuğun yararını
gözetemeyecek olmasıdır. Çocuğun her türlü sağlık, eğitim ve sosyal kurumlarla
olan ilişkilerinde hatta yaşıtlarıyla temaslarında anasının farklı, çocuğun
farklı bir soyadı taşımasının yaratacağı gereksiz sorular, bu durumu
yaşıtlarına izah etmekte güçlük çekebilecek ve belki de psikolojik durumu
olumsuz etkilenecek olan çocuğun yaşayacağı sıkıntılar göz ardı edilemez.
Babası ile aynı aile ortamı içinde yaşama olanağından esasen mahrum olan
evlilik dışı çocuğun, babasına ait kuru bir soyadını taşımakta eylemli olarak
ne yararı bulunduğu açıklanmaksızın, bunun çocuk için daha iyi olduğu şeklinde
bir kabule ulaşmanın mantığına katılmak mümkün değildir. Eşitlik ilkesi insan
onurunu ve mutluluğunu güvence altına almak için vardır; salt hukuki statüde
farklılık yaratılmasının önlenmesi gerekçesiyle uygulamada kişinin aleyhine
sonuçlar verebilecek teorik eşitlik, gerçekte eşitsizliktir. Anayasa
Mahkemesinin pek çok kararında da vurgulandığı gibi, yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez;
durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Kuralların mutlak biçimde
uygulanması, en büyük haksızlıktır (Summum
jus suma injuria).
Bu nedenle TMK’nun 321. maddesi, Anayasanın 10.
maddesine aykırı değildir.
Anayasanın 41. maddesi, evlilik dışında doğan çocukların korunmasını devlete
bir ödev olarak yüklemiştir. Buna göre, soyadı konusunda daha fazla korunması
gereken menfaat, evlilik dışı çocuk sahibi olan babadan ziyade, çocuğun ve
ananın menfaatidir. Her ne kadar çocuğun, babasının soyadını taşımakta bazı
hallerde menfaati olabileceği düşünülebilirse de, bunu genel bir kural olarak
yasa yolu ile çocuğa dayatmanın, yukarıda açıklanan nedenlerle, birçok durumda
çocuğun aleyhine olacağı açıktır. Bu nedenle iptal kararı, Anayasanın 41.
maddesine de aykırıdır.
Yasakoyucu, Türk Medeni Kanunu’nu düzenlerken takdirini,
evlilik dışı doğan çocuğun anasının soyadını taşıması yönünde kullanmış olup
Anayasaya aykırı bir yönü bulunmayan bu takdiri geçersiz hale getirmekle
Anayasa Mahkemesi, anayasa yargısının esaslarına da uymayan bir karar vermiş
olmaktadır.
Anayasanın 41. maddesine göre aile, Türk toplumunun temelidir. Bu nedenle
yasalar ve yargı kararları, yasal ve meşru aileyi koruyucu olmalı, evlilik dışı
ilişkileri ve medeni nikah dışında kurulan çok eşli
birliktelikleri teşvik etmemelidir. Evlilik dışı doğan çocukların evlilik
içinde doğan çocuklarla aynı haklara sahip olmaları mutlaka gereklidir. Ancak,
çocuğa eylemli olarak ek bir yarar getirmeyen, çocuktan ziyade evlilik dışı
ilişkileri sorumsuzca kuran babayı evlilik içi çocuk
sahibi imiş gibi, çocuğuna soyadını vermenin manevi hazzı ile adeta
ödüllendirmenin, toplumsal ve etik yönleri üzerinde de durulması gerekmektedir.
Bu
nedenlerle karara katılmamaktayım.
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞI OY
Türk Medenî Kanunu’nun 321. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen
ibarenin de yer aldığı ilk tümcesinde “ Çocuk, ana ve baba evli ise
ailenin; evli değilse ananın soyadını taşır” denilmektedir.
Kural, çocuğun soyadını belirlerken ana ve baba evli iken doğmuş olup
olmamasını ölçüt olarak almış, ana ve baba evli iken doğan çocuğun babanın
soyadını taşıyacağı, ana ve baba evli değilken doğan çocuğun ise ananın
soyadını taşıyacağı biçiminde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, ana ve babası evli olmayan çocuk ile
babası arasında tanıma ya da babalığa hüküm sonucu soybağı
kurulmuş olsa bile, anasının soyadını taşımaya devam edecektir.
Anayasa’nın 5. maddesi kişilerin refah, huzur ve mutluluğunun
sağlaması, 41. maddesi ise toplumun temeli olan ailenin huzur ve refahı
ve özellikle ana ve çocuğun korunması için gerekli önlemlerin alınması görevini
Devlet’e vermiştir.
Anayasanın 41. maddesindeki “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
ananın ve çocukların korunması.... için
gerekli tedbirleri alır...” biçimindeki hüküm, çocukların korunmasını
güvence altına almaktadır. Kural çocukların mutlu bir aile ortamında gelişimini
sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için belli koşulların sağlanmasını
devlete görev olarak vermekte, “aile”nin de korunacağını öngörerek
çocukları dolaylı olarak bir kez daha korumaktadır. Ailenin korunmasıyla
sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin amaçlandığı da açıktır.
Düzenlemede yer alan “… evli değilse
ananın... ” biçimindeki ibarenin Anayasa’ya aykırılığı;
çocuk ile babası arasında tanıma ya da babalığa hüküm sonucu soybağı kurulduğunda babanın soyadını almasının çocuk
yararına olacağı, evli ana ve babadan doğan çocukla tanıma ya da hükümle soybağı kurulan çocuk arasında ayrıcalık yaratıldığı
düşüncesine dayanmaktadır.
Ayrıcalık yaratıldığı konusu bir yana bırakılmak
koşuluyla bu düşüncenin yanlış olduğu söylenmeyebilir. Buna karşılık,
tanıma veya babalık hükmü ile soybağı kurulsa bile,
çocuğun annesinin soyadını taşımaya devam etmesinde, çocuğun daha fazla yararı
olduğu da ileri sürülebilir. Bu bağlamda, Medeni Kanun’un 337. maddesinin
birinci fıkrasında “Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir” kuralı
uyarınca, tanıma veya babalığa hüküm sonucu
çocukla baba arasında soybağı kurulsa da çocuk anasının velayeti
altında kalmaya devam etmektedir. Tanıma ya
da hüküm ile kurulan soybağı ilişkisi, çocuk ile
babanın hukuken bir arada yaşamalarını sağlamaya yetmemekte ve aile ortamı
kurulamamaktadır. Velayeti altında olan çocuğuyla bir arada yaşayarak
oluşturduğu aile ortamında, onun eğitimini, bakımını ve gözetimini yüklenmiş
olan ananın, çocuğuna kendi soyadının verilmesindeki yarar da en az aykırılık
düşüncesi kadar önemli ve savunulabilir bir durumdur.
Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri uyarınca, yasa koyucu kişilerin, ailenin ve
çocukların yararlarına olan düzenlemeleri yapmakla görevlidir. Evli olmayan ana
ve babadan hangisinin soyadı verildiğinde daha fazla çocuk yararına
olabileceği, çocuğun yaşadığı çevreye göre değişebileceği gibi bunlardan
birinin diğerine tercih edilmesini gerektiren bir Anayasa kuralı da
bulunmamaktadır. Yasa koyucu, evli değilse ananın soyadının alınacağına ilişkin
kuralı çocuk yararına gördüğü için takdir yetkisini bu yönde kullanmıştır.
Nitekim, ana ve baba evli ise babanın soyadının
alınacağına ilişkin kural oybirliği ile Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. Yasa
koyucu bu düzenlemeyi de, çocuğun ana ve babasının birbirleriyle olan
hukuki bağlantılarını gözeterek bu durumda olan bir çocuğun babasının
soyadını almasında daha fazla yararı olduğu düşüncesine dayanarak yapmıştır.
Öte yandan, baba yönünden, ana ve babası evli olan çocukla tanıma ya da hükümle
soybağı kurulan çocuk arasında, soyadı farklılığı
dışında hukuki sonuçlar bakımından her hangi bir ayrıcalık bulunmamaktadır.
Esasen temel düşünce çocukların korunması olduğu için, bunların ana ve
babayla ana ve babanın da birbirleriyle olan hukuki bağlantılarının
farklılığı ile paralel olarak korunmaları için duyulan ihtiyaçlar da
farklılaşmaktadır. Çocukların içinde bulundukları bu farklı durumlar
gözetilerek yapılan düzenlemelerin, onların çıkarlarına olduğu açıktır. Bu
bakımdan aralarında eşitlik karşılaştırılması yapılamayacağının da
gözetilmesi gerekir.
Yasa koyucu konuyla ilgili düzenlemede takdir yetkisini kullanmıştır.
Bu nedenle “… evli değilse ananın... ”
biçimindeki ibare Anayasa’ya aykırı değildir.
İstemin reddi gerekir.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY
Mahkememiz, önceki Medeni Yasa’nın
312. maddesi gibi çiftler evli değilse, babalık hükmü veya tanıma hallerinde
çocukla soybağı kuran ancak çocuğa babanın soyadının
kullandırılması imkanını ortadan kaldıran, iptali
istenen yeni düzenleme olan 4721 sayılı Yasa’nın 321. maddesinin “ana baba evli
değilse çocuk ananın soyadını taşır” şeklindeki düzenlemesinin, Anayasa’nın 41.
maddesinde öngörülen çocuğu koruyan bir hüküm olmadığını, evlilik içi ve dışı
çocuklar arasında ayrım gözetilmemesi esasının benimsenmesi gerekir şeklindeki
gerekçeye de dayanılarak Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Yeni Medeni Yasamız çocuğun korunmasının temel taşı
olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 7. ve 8.
maddelerinde de vurgulandığı gibi kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak
belirli bir ada, soybağına ve nüfus kaydına
sahip olacağı için çoçuğun yararının önceliklerini de
dikkate alarak, önceki yasanın getirdiği evlilik içi, dışı, sahih, gayri sahih,
nesepli gibi ifadelerle sınıflandırılan anlayışı ve çocuklar arası ayrımı
ortadan kaldırmak için soybağını, çocuğun evlilik
içi-dışı olduğuna bakılmaksızın doğumla birlikte eşit statüde anne ve
babasına aynı tür soybağı ile bağlı olacağı
yönünde çocuğun yararının önceliği ilkesine gözeterek kurmuş, soybağı anne yönünden doğumla, baba yönünde de anne ile
evlilik tanıma veya babalık davasında verilen hükümle kurucu yenilik doğuran
bir hak olarak geriye etkili ana rahmine düştüğü an itibariyle kurmuştur.
Soybağı kurulmuş çocuğun evli olmayan anne ve
baba nedeniyle soyadı yönünden görülen ayrım ise ayrıştırıcı kimlik
bilgilerinin aidiyeti gösterme ve sosyal kökeni belirleme gibi düzeni sağlaması
işlevi yönünden ayrımcılık, eşitsizlik olarak nitelenmesi mümkün değildir.
Öncelikle bilinmelidir ki Medeni Yasa 26-27. maddeleri
ile haklı sebep halinde çocuğun korunmaya değer bir menfaati varsa soyadını
değiştirebileceğine de işaret ederek bu yönde bir hak kazanmasının sahip
olduğunu göstermektedir.
Anayasal değerlendirmeye esas olan doktriner ve
uygulamalı tartışmalar objektif/nesnel bir çok olay
yönünden değerlendirmeler üzerine odaklanmaktadır. Örneğin
babanın çocuğu tanımasına rağmen soyadını verememesine, çocuğuna taşıtamamasına
içerlemekte, çocuğun kendi çevresinde evlilik dışı algılanmasına sebep
olunmasına fırsat verildiğini söylemekte, annenin tasvip dışı bir hayat
düzeninin varlığı halinde çocuğun menfaati yönünden kayıplar ve neticede itiraz
yoluna gelen mahkeme gibi evlilik içi-dışı doğmuş çocuklar yönünden eşitsizlik
yaratıldığı ifade edilmektedir.
Nesnel tartışmaların kaçınmamızı gerektiren yerindelik yönünden sayısız cevaplar
var ise de kısaca IHEB madde 25-26’da ister evlilik içi, ister evlilik dışı
doğumlar aynı sosyal konumdan yararlanır derken, Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi çocuğa ilişkin bütün faaliyetlerde yasama, yürütme ve
yargının “Çocuğun yararı”nı esas alınması gerektiğine
vurgu yapmıştır. Anayasa’nın 41. maddesi aileyi ve çocuğun korunmasını işaret
ederken tartışmaya, açık çözümler getirmekte yasakoyucunun
görevidir.
Soyadı Kanunu’nda düzenleme serbestliği olmayan Türk
Hukukunda somut olaylara yönelik birden çok çözüm şekli hukuk ve sosyal devlet
ilkesine daha uygun olsa da, karşılaştırmalı hukuka bakıldığında Almanya,
İsviçre, Hollanda’da evlilik dışı çocuk kural olarak ana soyadını taşımakta anglo-Amerikan hukukunda dileyenin ikisini birden ya
da yeni yaratılan bir soyadı bile olabileceği gibi Fransa ve yukarıda
sayılan diğerlerinde ana-babanın birlikte beyan halinde tanımada erkeğin
soyadını alabilmektedir.
Medeni hukuk sistemimizde ise yasakoyucunun
tercihini, evlilik içi ve dışı doğan çocukların hukuki konumlarındaki farklılık
nedeniyle soybağı kurma yönünden bu şekilde
kullandığı anlaşılmaktadır.
Evlilik dışı çocuğun ana soyadını taşıması kuralında, doğumla oluşan soybağı esası kabul edilmiş ve evlilik baba yönünden soybağı kurmanın bir şartı sayıldığı hukuki nitelemesi
karşısında evli olmayan baba yönünden iptaline gelinen Medeni Kanun’un 321.
maddesinin “evli değilse ananın” ibaresinin eşitsizlik yarattığı söylenemeyeceğinden
çoğunluğun Anayasa’ya aykırılığın tespitine ilişkin görüşlerine katılınamamıştır.
Babaya (kendi velayet dönemi hariç) şahsi münasebette tesis etmediği,
velayetsiz uzak ara ilişki döneminde kendi soyadını taşımasına öncelik veren
anlayışı daha hukuksal, daha sosyal, daha adil olduğunu göstermeye yarayacak
bir ölçü, bir öncelik kriteri ve anayasal
dayanak yoktur.
Babanın sırf nüfus hal cetvelinde; mahkeme kararı ile
tanıdı ya da kendinden sadır olduğunu ispatlandı diye evli olmadığı
süreçte soyadı taşımak yönünden annenin önüne geçecek üstün kazanılmış bir
hakkı ya da babayla duygusal, sosyal hiçbir yönü, bağlılığı bulunmayan
çocuklar yönünden, sırf baba tanıdı diye çocuğun rızasına da başvurulamayan bir
ortamda onun soyadını taşıma zorunda bırakılmasının haklı nedeni var sayılamaz.
Anayasal ilke olarak aynı sosyal konumdan yararlanacak
çocuklar yönünden yasakoyucunun çocuğun doğumu
anındaki ana babanın medeni statüsü dışında öncelikle soybağının
teşekkülü yönünden kurduğu düzenlemede istisnai hallerde baba soyadını taşıma
halleri de sosyal hukuk devleti olma gereği hukuk düzeninde var olduğundan
ailenin ya da çocuğun korunmadığı söylenemeyeceği ya da evlilik içi doğan
çocuğun baba soyadı alırken evlilik dışı doğan çocukta da baba soyadı olması
gerektiğine ilişkin baba soyadının, anaya üstün bir öncelik, yücelik ve
üstünlüğe ilişkin haklı hukuki nedeni var olmadığı sürece düzenlemenin
Anayasa’ya aykırı olduğu söylenemeyeceği düşünülmüştür.
Hal böyle iken, öğretideki hakim görüşün, yargısal
içtihatlarının bu doğrultuda şekillendiği ve ayrıca 5490 sayılı Nüfus
Hizmetleri Kanunu’nun 28/4. maddede yer alan düzenleme ile evlilik dışı doğan
ancak tanınan çocukların babalarının hanesine baba soyadı ile kayıt ve tescil
edilebileceği, soyadı nizamnamesinin bir tüzük ile 29 Nisan 2009 tarihinde
değiştirilen 15. madde ile de evlilik dışı tanınan çocuğun baba soyadını
alacağı ve yine 5490 sayılı Yasa’ya ilişkin yönetmeliğin 109. maddede de
çocuğun baba soyadı ile baba hanesine tescil edilip ana ve çocuk arası bağ
kurulur şeklindeki ifadeler ihtilaf konusu düzenleme hakkında yaşanan hukukun
tecelli şeklini göstermektedir. Özetle çocuk yönünden babanın
soyadını alamama olarak gösterilen eksikliklerin yasalarca giderildiği, evlilik
dışı, ana babası evli olmayan, çocuğun istisnai haller dışında velayetinin
annede olduğu, onun tarafından korunup kullanıldığı, şefkatin eğitiminin
verildiği, ihtiyaçlarının giderildiği, milletin hayatında rol alacak birey
haline gelmesi için çabalarının sürdüğü bu süreçte velayet hak sahibini ananın
doğumla kendiliğinden çocuğu ile arasında kurulmuş soybağının
tanınma aracı olan soyadının ana soyadı olmasının, baba soyadını taşımaya
ilişkin haller hukuk düzenimizde de yer aldığı da dikkate alındığında “ana baba
evli değilse çocuk ananın soyadını taşır” şeklindeki düzenlemenin Anayasa’ya
aykırı olduğu söylenemez.
|
Üye Sacit
ADALI |
Üye Serruh
KALELİ |