Hukuk Genel Kurulu
2007/4-212 E., 2007/261 K.
ALACAĞIN DEVRİNDEN SONRA ÖDEME
SAHTE VEKALETNAME
TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN DOĞAN SORUMLULUK
VEKALET ÜCRETİ
"İçtihat
Metni"
Taraflar arasındaki
"tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal Asliye
2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 03.06.2004 gün ve 2003/851
E- 2004/322 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi
üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.10.2005 gün ve 2004/12722-2005/11105
sayılı ilamı ile;
(...1-Davacı, davalı idareden tapu
kütüğünün tutulmasından dolayı uğradığı zararın giderilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece eylemin tapu sicilinin tutulmasında
kusurlu davranılmaktan ileri geldiği, böylece davacının zarar gördüğü
belirtilerek tazminata hükmedilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre, davaya konu taşınmazın davacıya ait bulunmayan
fotoğraf ibraz ve imzası da taklit edilmek suretiyle, tespit edilemeyen bir
kişi tarafından dava dışı Çelebi Ç.........'ye
satışının yapıldığı; onun tarafından da yine dava dışı kişilere satıldığı
anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, taşınmazı son olarak satın alan dava dışı Hasan A...'a karşı
açılan iptal ve tescil davası reddedilmiş, temyiz incelemesinden de geçmek
suretiyle kesinleşmiştir.
Yukarıda açıklanan olgular itibariyle usulsüz işlemin yapılan sahtecilik
eyleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yani zarar tapu sicilinin tutulmasından değil,
sicilin düzenlenmesine etken olan sahtecilik işleminden kaynaklanmaktadır.
Medeni Kanunun 917 (Türk Medeni Kanunu 1007) maddesinde tapu sicilinin tutulmasından
doğan zararlardan Devletin sorumlu olacağı belirtilmektedir. Maddede öngörülen
sorumluluk, kusursuz sorumluluktur. Diğer bir anlatımla zarar gören, davalının
kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Davalı da kusuru bulunmadığı savunmasının
ötesinde uygun illiyet bağının kesildiğini kanıtlamak zorundadır. Kusursuz
sorumlulukta illiyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun
bulunması veya üçüncü kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır
kusurunun olması veya hakkında zararlandırıcı sonucun
meydana gelmesinde öngörülmeyen bir halin bulunması gerekmektedir.
Somut olayda zarar gören davacının illiyet bağını kesebilecek ölçüde kusurunun
olmadığı yine öngörülmeyen bir durumun da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki gerek ceza yargılamasında, gerekse tapu iptaline ilişkin dava dosyasında zararlandırıcı sonucun ortaya çıkmasında bir üçüncü kişinin
hukuka aykırı eyleminin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu kişinin suç teşkil eden
veya ağır kusuru oluşturan eylemi açıktır. Şu haliyle sorumluluğu gerektiren
illiyet bağının kesildiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla olayda zarar, hukuka aykırı eylem bulunmakta ise de kusursuz
sorumlu olan davalının sorumluluğunu gerektirecek uygun illiyet bağının
bulunmadığı görülecektir.
Aksi bir sonuç kusursuz sorumluluğun ötesinde sebep sorumluluğuna götürür ki
davanın dayanağını teşkil eden MK.'nun 1007. maddesi sebep
sorumluluğunu öngörmemiştir.
Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde davalının sorumluluğundan söz
edilemez.
Davanın reddedilmek üzere bozulması gerekmiştir.
2-Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama
giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili
bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir.(29.5.1957 tarih ve
4/16 sayılı İBK.). Bu bağlamda, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen
tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama
giderlerindendir.(HUMK.m.417/l, m. 423/b.6).
Diğer yandan, 4667 sayılı Yasa m.77 hükmü ile değişik 1136 sayılı Avukatlık
Yasası'nın 164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye
dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet
ücretinin avukata ait olacağı belirtildiği gibi; bu hükme koşut bir düzenleme
de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde "yargı yerlerince avukata ait olmak
üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti" biçiminde yer almıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı
olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler;
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun, davanın taraflarına ve hükmün kimlere
yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici
nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama
giderlerinin -ve bu bağlamda vekalet ücretinin-
davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme
hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu
yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu
nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme
ile de doğrulanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekalet
ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama
sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği
anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494
sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince davacı vekilinin duruşma
isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği
görüşüldü:
Dava; Devletin tapu
sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna yönelik tazminat istemine
ilişkindir.
Davacı Rüştü D...... vekili; müvekkilinin yurtdışında
ikamet etmekte olduğunu, 1994 yılında Türkiye'ye geldiğini, tapuda adına kayıtlı bulunan
bahçeli kargir ev niteliğindeki 177 parsel sayılı
taşınmazın, sahte imza ve kimlik belgesi kullanılmak suretiyle 10.05.1993
tarihinde dava dışı Çelebi Ç.........'ye satıldığını, onun tarafından
27.07.1993 tarihinde dava dışı Binali Ö....'a ve bu
şahıs tarafından da 16.08.1993 tarihinde davalı Hasan A...'a satışının
yapıldığını öğrendiğini; adı geçen şahıslar ve işlemi yapan memurlar aleyhine
açılan ceza davalarının beraat kararıyla sonuçlandığını, müvekkili tarafından
son kayıt maliki davalı aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının da reddine karar
verildiğini; tapu
sicil memurunun hukuka aykırı eylemi sonucu 10.05.1993 tarihli satış işlemi
yapılmış olduğunu, hukuka aykırı eylem ile zarar arasında illiyet bağı
bulunduğunu ve zarardan Hazinenin sorumlu olduğunu ileri sürerek; dava ve ıslah
dilekçeleriyle toplam 282.000.000.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren
yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep ve
dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili; taşınmazın, sahte nüfus cüzdanı ve imza kullanılarak
satışına dair işlemi yapan sorumlular aleyhine ceza davası açıldığını
savunarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini cevaben bildirmiş;
İhbarda bulunulan Ali Osman A......., satış işleminde
kusurunun bulunmadığını savunmuş, Müesser A....'a
usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmaya katılmamıştır.
Mahkemenin; "sahteciliğe konu satış işlemini memurların, sahte imza ve
fotoğrafı ayırt edememiş olmakla kusurlu bulundukları ve işlemin tapu sicil müdürlüğünde
gerçekleşmiş olması nedeniyle davacının zararından Hazinenin sorumlu
olduğu" gerekçesiyle, "davanın kabulü ile 282.000.000.000 TL
tazminatın 9.10.2003 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte davalıdan tahsiline" dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda
yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, "davalının sorumluluğunu
gerektirecek uygun illiyet bağı bulunmaması nedeniyle davanın reddi
gereğine" işaret eden 1 numaralı bozma gerekçesine direnilmiş;
"vekalet ücretinin taraf yararına hükmedilmesi
gereğine" değinen 2 numaralı bozma gerekçesine uyulmuştur.
Dosyadaki kanıtlara göre; tapuda
cinsi bahçeli kargir ev olan 177 parsel sayılı
taşınmaz, davacı Rüştü D...... adına kayıtlı iken;
davacıya ait bulunmayan fotoğraf ibraz ve imzası da taklit edilmek suretiyle,
tespit edilemeyen bir kişi tarafından 10.5.1993 tarihinde dava dışı Çelebi
Ç.........'ye satışının yapıldığı; Çelebi Ç......... tarafından 27.7.1993
tarihinde dava dışı Binali Ö....'a, onun tarafından
da 18.8.1993 tarihinde Hasan A...'a satıldığı anlaşılmaktadır. Adı geçen
şahıslar ve satış işlemini yapan memurlar aleyhine açılan ceza davalarında
sanıkların beraatlarına karar verilmiş; durumu öğrenen gerçek kayıt maliki
Rüştü D...... tarafından, son kayıt maliki-dava dışı
Hasan A...'a karşı açılan tapu
iptal ve tescil davası da reddedilerek kesinleşmiştir.
1-Açıklanan maddi olgu, bozma ilamının birinci bendi ve buna ilişkin direnme
kararının kapsamları itibariyle uyuşmazlık; olayda, davalı Hazinenin
sorumluluğunu gerektirecek uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı,
dolayısıyla davalının sorumluluğundan söz edilip edilemeyeceği noktasında
toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin
sorumluluğunun niteliği ve yasal dayanağı üzerinde durulmasında yarar vardır.
Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan
kusursuz sorumluluğa uzayan bir yol izlenir. Kusur sorumluluğunda bir zararı
başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise
mümkündür (Tandoğan Haluk, Türk Mes'uliyet Hukuku,
1967, s:89). Kusur sorumluluğunda, "kusur" sorumluluğun öğesidir (Eren
Fikret, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.1, B.6, İstanbul 1998, s:554).
Sanayileşme ile birlikte doğan tehlikeler, bir kimsenin kusurlu olmasa dahi
kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu getirmiştir.
Öğretide kusursuz sorumluluk halleri "olağan sebep
sorumluluğu-tehlike sorumluluğu" gibi ikili ayırıma tabi tutulduğu gibi
(Eren Fikret, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.1, B.3, 1989; Tandoğan Haluk,
Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk, Ankara, 1981, s:22); "hakkaniyet
sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk-tehlike
sorumluğu" şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır (Tekinay
/Akman /Burcuoğlu/ Altop/ Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, B.7, İstanbul 1993,
s:498).
Öte yandan, "objektif sorumluluk" üst başlığı altında kusursuz
sorumluluk halleri olarak da düzenlemeler bulunmaktadır. Tehlike sorumluluğu,
"terminolojide" "ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu";
"ağırlaştırılmış objektif sorumluluk" olarak yer alır (Koçhisarlıoğlu Cengiz, Objektif Sorumluluğun Genel Teorisi,
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1984, s:183). Diğer sorumluluk
türlerinden farklı olarak kurtuluş beyyinesi (kanıtı)
yasalarda bulunmamaktadır.
Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarır.
Bu noktada; Devletin "tapu
sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna" ilişkin olarak, kusursuz
sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluk/ tehlike
sorumluluğa ilişkin kurallar uygulanır.
Taşınmazların tapu
siciline kaydedilmesinde ve doğru sicillerin oluşturulmasında Devletin
sorumluluğu o kadar önemlidir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007.
maddesinde (743 sayılı TKM m.917); "tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün
zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan
görevlilere rücu eder" hükmü öngörülmüştür.
Devletin tapu
sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil
bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hale getirilmesi konusuna
büyük önem verilmiş, bu sicillerin devlet memurlarınca tutulmasından ileri
gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı fer'i değil, aynen
İsviçre'de olduğu gibi asli bir sorumluluk yüklenmiştir (Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu/Galip Esmer
Gayrimenkul Tasarrufları, 1969, s:512 vd.; Prof. Dr. Jale Akipek, Eşya
Hukuku, 1972, s:303).
Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu Devletin sorumluluğundan söz edebilmek
için, tapu sicilinin
tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı
sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura
dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Eş söyleyişle, Devletin sorumluluğu,
kusursuz bir sorumluluktur.
Burada, kusursuz sorumluluğun dayanağı, tapu siciline bağlı büyük çıkarların ve yanlış tesciller
sonucunda sicile güven ilkesi yüzünden ayni hakların yerinin doldurulmaz
biçimde değişmesi ve bu hakların sahiplerinin onlardan yoksun kalmaları
tehlikesinin varlığı ile açıklanabilir.
Gerçekten, tapu
sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak
durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir.
Bu nedenledir ki, az yukarıda vurgulandığı üzere; devletin sorumluluğu, bir
tehlike sorumluluğudur (HGKK 05.10.1955 gün, E:4/58 K:64 ve 29.06.1977 gün, E:1977/4-845 K:655).
Somut olayda;
davacının tapuda
kendi adına kayıtlı taşınmazı, davacıya ait olmayan fotoğraf ibraz ve imzası da
taklit edilmek suretiyle, tespit edilemeyen bir kişi tarafından 10.5.1993
tarihinde dava dışı Çelebi Ç.........'ye satılmıştır. Satış işlemi
yapılırken; satıcının kimlik belgesi sureti işlem dosyasına alınmamış ve
dosyadaki asıl malikin hüviyeti ile karşılaştırılmamıştır.
Gerçek malikin tescil dosyasında bulunan
fotoğrafı ile, sahte satıcının evraka eklediği
fotoğraflar çok farklı olmasına karşın işlem ilgili memurlar tarafından ifa
edilmiştir.
Davacı, tapu
maliki Rüştü D......'a ait tapudaki nüfus kayıt bilgilerinin
hane no: 530, Cilt no:20, Sahife no: 53 olmasına karşın, sahte satışa konu akit
tablosundaki nüfus kayıt bilgilerinin hane no: 514 olmasına rağmen satış işlemi
yapılmıştır.
Ayrıca; davacı Rüştü D...... olmasına ve ilk işlem
dosyasında da bu isim ve soy isim bulunmasına rağmen kimliği belirsiz kişinin
yaptığı satış ile ilgili müracaat formunda isim Rüşdü,
soy isim D........ yazılı bulunmasına karşın satış işlemi gerçekleştirilmiştir.
tapuda
işlem yapan memurlar, bu işlem sırasında gerçek malikin kimliğine ilişkin hiç
bir evrakı incelememişler, satışın yapılmasına göz yummuşlardır. Bunların
yaptıkları eylem nedeniyle Devletin sorumluluğu yönünden illiyet bağı bu olayda
kesilmemiştir. Devlet yapılan bu haksız satıştan ve neticesindeki tazminattan
sorumludur.
Diğer bir ifadeyle davacının zararı, tapu dairesinde yapılan ve görevin suistimali
mahiyetinde olan işlemden kaynaklanmıştır. Bu itibarla olayda, Devletin
sorumluluğunu gerektiren illiyet bağının bulunduğu şüphesizdir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkemenin, doğan
zarardan davalı Hazinenin sorumlu bulunduğu yönündeki direnme kararı usul ve
yasaya uygun olup, yerindedir.
Ne var ki; davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece
incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye
gönderilmelidir.
2- Mahkemece, bozma ilamının 2. bendinde yer alan ve "vekalet
ücretinin taraf yararına hükmedilmesi gereğine" işaret eden bozma
gerekçesine uyularak, yeni hüküm oluşturulmuştur.
Bu itibarla, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya
Özel Dairesine gönderilmelidir.
SONUÇ : 1) Yukarıda 1 numaralı bette açıklanan
nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz
itirazları incelenmek üzere, dosyanın 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
2) Yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bozma çerçevesinde verilen
yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk
Dairesine gönderilmesine, 09.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.